İsmail Hakkı Polat ile dijital dönüşüm ve Endüstri 4.0

Genel 4.0, Haberler 4.0

Dijital Dönüşüm Derneği Başkanı İsmail Hakkı Polat ile dijital dönüşüm ve Endüstri 4.0 konusunda değerli bir sohbet yaptık.

Endüstri 4.0 şeytan icadı, gavur icadı diye bakıp istemezükçülük yapmak ne kadar doğru olabilir ki? Henüz yeni bir ifade yeni bir kavramla karşı karşıyayız. Bunu anlamak ve ülkemizdeki adımları da buna göre atmak durumundayız.

40endustri40.com olarak bu bilinçle haberlere yer vermeye çabalıyoruz. Bu çabamızda önemli bir isimle, Dijital Dönüşüm Derneği Başkanı İsmail Hakkı Polat ile güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Endüstri 4.0 kavramını ve Dijital Dönüşüm Derneği’ni tanımak için bir araya geldik. “Yeni Medya” başlığıyla ders verdiği Kadir Has Üniversitesi’nin Cibali Kampüsü’nde söyleşimizi yaptık. (İsmail Hakkı Polat ile ilgili detaylı bilgiyi buradan okuyabilirsiniz. )

Sohbetin giriş bölümünde yaklaşık 5 dakikalık video röportajı izleyebilirsiniz. Araya girmeden, yorum yapmadan sadece İsmail Hakkı Polat’ın sözlerine yer vermeye çalıştık.

ismail_hakki_polat_rop_1
Yavuz Rençberler ve İsmail Hakkı Polat

Endüstri 4.0 la ilgili gelen eleştirilerin başında Alman şirketlerinin ürünlerini daha pahalıya satmak olduğu, bu nedenle böyle bir stratejinin ortaya konulduğu yer alıyor. Hatta Endüstri 4.0 ‘ın safsata olduğunu söyleyenler var. Bu iddialar için İsmail Hakkı Polat neler düşünüyor?

Endüstri 4.0 şeytan icadı, gavur icadı 

İsmail Hakkı Polat, Endüstri 4.0 ‘ın henüz Türkiye’de anlaşılmadığını bu nedenle de sadece kulaktan dolma sözlerle bu kavrama karşı çıkıldığını belirtiyor. Esprili bir dille örnekler veren Polat “Şeytan icadı, gavur icadı diyerek matbaaya karşı çıkmak gibi bir durumu Endüstri 4.0 ‘da da görüyoruz” diyor.

Endüstri 4.0 ‘a karşı çıkanları eleştiren İsmail Hakkı Polat şunları söylüyor:

“Endüstri 4.0 ‘ın isminden çok, Alman şirketlerinin bugünkü ürünlerinden çok daha pahalı olarak donanım sistemlerini satmak için uydurdukları bir slogan diyorlar. Bunu neye dayanarak söylüyorlar? Endüstri 4.0 gibi farklı bir şey var da onu 3 kuruşa, bunu da bize 20 kuruşa mı satıyorlar?”

Endüstri 4.0 ifadesine karşıyım

Polat, “Ben de endüstri 4.0 ifadesine karşıyım” diyor. Bunu da şöyle açıklıyor:

“Endüstri 4.0, Alman hükümetinin ya da Alman şirketlerinin kendi konseptlerini paketleyerek satmaya çalıştıkları bir slogan konsept. İyi ama bunda ne zarar var. Emperyalistlerin bir oyunu gibi kulaktan dolma laflar, bu tür iddialar üretiliyor.

Bu ifade aslında 4 sanayi devrimi, olarak söyleniyordu. Önce ABD’li Jeremy Rifkin adlı bir yazar hazırladığı kitapta süreçleri anlatırken 3. Endüstri, dedi. Bunun bir anlamda ifade olarak temelini koydu. Daha sonra 2011 yılında Hannover Fuarı’nda Endüstri 4.0 ifadesi zikredildi. 2016 bayında Davos Zirvesi’nde bir endüstri devrimi akımı yaratıldı.

Bana göre bu olay, üretim ve hizmet sektörünün, internet ve ağ teknolojilerini medya telekom ve bilişim sektöründeki yakınsamayı 2010’lu yıllarda keşfedip ‘aaa internet varmış’ demesine benziyor.

Teknoloji kutsayıcılığı yapmıyoruz

Bununla birlikte yetişen 20’li 30’lu yaşlarını süren bir kuşak var zaten. Buradaki olan Almanlar şirketler Endüstri 4.0 ‘ı satıyormuş diye bilmeden konuşmak değil. Nereden geliyor nereye gidiyor bakarak anlayarak konuşmak lazım. Ne teknoloji deterministliği, kutsayıcılığı yapıyoruz ne de ‘aaa bu emperyalist bir hareket’ diye bakıyoruz. Bunun tamamen rasyonel bir biçimde ülkemize ne faydası var, faydası olursa ne olur, diye bakıyoruz.

Şimdi siz bu zemine söylenip ‘aman işte bu Alman şirketlerin emperyalizmin yeni oyunu’ derseniz bu havada kalan bir şey olur.

Bunu doğru okumak lazım, 20. yüzyılda sanayi çağını kapatıp bilgi ve iletişim temelli yeni bir dünyaya geçişimizin aslında üretim ve hizmet sektöründeki bir tezahürüdür aslında Endüstri 4.0.

Dijital değişimi iyi okumak

Bunu alırken zaten aslına bakarsanız nesnelerin interneti, büyük veri, yapay zeka ve şu anda çok konuşulan jargonlarla, ifadelerle sentezleyip ona göre konuşmak lazım. Dünyadaki olguları sloganlardan korkmadan, o sloganlara doğru bir şekilde yaklaşarak, bütün bunlara bir dijital döngü, dijital değişim olarak baktığımızda resmin kendisi daha net ve açık daha rasyonel bir temele oturur. Yoksa siz buna Almanya’dan geldiği için Almanya’nın bir oyunu, yarın bir gün ABD’den gelince Amerika’nın bir oyunu, Rusya’dan geldiğinde Rusya’nın, Çin’den geldiğinde de Çin’in bir oyunu olarak bakarsanız… Ne yapacağız yani, buralardan geliyor diye kafamızı hiç bir yere çevirmeyeceğiz mi?

ismail_hakki_polat_rop_4

Bu topraklar teknoloji üretmiyor

Bu topraklar maalesef teknoloji ile ilgili çok bir şey yetişmiyor. Bu topraklar maalesef yeni bir şeye karşı matbaadan itibaren hep böyle şeytan icadı diye yaklaşıyoruz. Başımıza icat çıkarttınız, gavur icadı, şeytan icadı demek bir safta bir söylem olarak görüyorum.

Dijital Dönüşüm Derneği Başkanı İsmail Hakkı Polat ile yaptığımız sohbetin yukarıdaki bölümünü aşağıda yer alan videodan izleyebilirsiniz.

Derneğin yapısına, kurucularına baktığımızda herkesin işi gücü var. Hangi dertle, hedefle Dijital Dönüşüm Derneği’ni kurdunuz? Amacınız nedir?

Dijitalleşmede nereye gidiyoruz, dünyada neler oluyor; bunlara aşinayız, biliyoruz. Derneğimizi kuran bir grup arkadaşımızla, tamam para kazanıyoruz, işimiz gücümüz var ama üzerimize düşen başka sorumluluklarımız da var. Bu sorumluluk anlayışı ile bir araya geldik.

Bizim derdimiz şu; Türkiye’de dijitalleşme konusunda teknolojik olarak makinaya ekipmana yatırım yapılıyor ama insani ve sosyal yanına yatırım yapılmadığı için ülke dijital çağı yakalamakta zorlanıyor.

İnsana yatırım

Korkarım ki insana ve inter disiplener kavramlara yatırım yapılmazsa aradaki makas açılacak. Teknolojiyi yapılan milyarlarca dolar yatırım gibi heba olup gidecek .

Bizim derdimiz insani ve sosyal yanı geliştirmek. Teknolojiye yatırım yapılırken, insana yapılmayan yatırımın farkına varılmasını sağlamak.

Derneği adını ‘Dijital Dönüşüm’ olarak belirlerken tartışmalarımız oldu. Dijital dönüşüm şu anda çok popüler bir kavram. İngilizcede iki kavram var. “Digitization” ve “Digitalisation”

İlkini ‘sayısallaşma’ diye Türkçe’ye çevirebiliriz. Yani  makinalaşmayı yazılım ve donanımla, şirketlerin bilgisayar alması sunucu alması, yazılıma donanıma para harcaması ile ilgili bir ifade bu.

Dijital dönüşümde sosyalleşme ve insan

Ancak biz dernek “digitalisation” ifadesini önemsiyoruz. Bu ifade dijital dönüşümde sosyalleşmeyi, insanı öne çıkarıyor. Biz de bu alanda bir çarpan etkisi yaratmaya çalışıyoruz.

Dijital dönüşüm kavramına gönül verenler, mevcut işlerini yapıyorlar zaten. Bir şirkete gidip etkinlik yapıyor, danışmanlık veriyorsunuz. Tamam. Biz hepimiz para kazanırız bundan. Ama bunun o şirkete faydalı olması için o şirketin de dijital bilinçle donatılması lazım. Maalesef asıl sıkıntı burada.

Temel eğitim, bilinçlendirme

Bizim derdimiz bu işe biraz daha temelden başlayalım. Önce bu işin temelinden matematiğinden başlayalım. Yeni çağın sosyal, ekonomik ticari kültürel dinamiklerine bakalım. Bütün bunları öğrenerek bilinçle yaklaşalım. Yoksa ‘alın bu yazılımı, alın bu donanımı’ demek yeterli değil.

Yeni medya ile ilgili eğitimler, seminerler veriyorum. Orada bana ‘hocam işin tarihçesini anlatmayı bırakın da sosyal medyada nasıl takipçi artırırız; sitemizin sosyal medya hesaplarının takipçisini nasıl çoğaltırız’ diyorlar. Takipçi kazanmak istiyorsan 100 TY ver, satın al. Ama takipçi denen kişinin kim olduğunu, nasıl bir kültüre sahip olduğunu, 20. yüzyılla 21. yüzyıl arasında nasıl bir kültürel kırılma olduğunu, nasıl bir kuşak farkı oluştuğunu, anlatmazsanız bunlar boşa gider. Yani hemen bir de kestirmece yol anlayışımız var. Sizin derdiniz eğitimle falan değil. Sizin işiniz kestirmeyle. Buraya doğru bir temel atalım.

İnşaat örneğiyle dijitalleşmeyi anlatmaya çalışayım. Amaç orada üç ayda yapsat bina yapmak değil. Gerçekten işin mimarisini de kentle bütünleşmesini de her şeyiyle bütünsel bir kavram yaratalım. Bunun üzerinden de yaptığımız siber coğrafyayı interneti kurumları kuruluşları ve ülkemizi güzelliklerle donatalım. Hem rekabet gücü sağlayalım hem verimlilik hem katma değer sağlayalım refah sağlayalım günün sonunda. Dolayısıyla işin temelinde yapılması gereken şeyler olmadan bu iş bina edilemez.

Endüstri 4.0 sadece yazılım ve donanım değil

Endüstri 4.0 ‘ı olduğu gibi yazılım donanım gibi alırsanız, evet Almanlar’dan bunu pahalıya alırsınız. Endüstri 4.0 ‘ı ihtiyaçlarınızı ve ülkenin stratejik planı içinde yeri neyse buna göre temellendirerek yapmalısınız. Böylece hem Endüstri 4.0 ‘ı ucuza getirirsiniz hem de Endüstri 4.0 olmazsa nesnenin interneti olur, akıllı şehir olur, yapay zeka olur, büyük veri olur… Onları doğru kullandığınız takdirde de hem kendiniz üretmeye başlarsınız hem de oradan aldığınız nesneyle üretimlerinizi, yazılımları birleştirirsiniz. Donanımlarınızı imal edersiniz. Önemli olan bu işin ne yöne gittiğini bilmeniz. Bildiğiniz zaman da oradaki yerinizi tayin etmeniz. En sonunda da bütün bunları yapabildiğiniz takdirde rekabet gücünüzü artırdığınız takdirde kendi üretiminizi kendiniz yapıp, artık dünyayı yada bu toplumu kendiniz yönlendirebilir ve sürükleyebilirsiniz.

ismail_hakki_polat_rop_5

Dijital Dönüşüm Derneği neler yapıyor?

Derneğin faaliyet alanını makro ve mikro bazda olmak üzere ikiye ayırıyoruz.

Mikro kısımda, dijital dönüşüm ihtiyacı olan kurumların, bireylerin ihtiyaçlarını tespit ederek çözüm üretecek olanları bir araya getirmek yer alıyor. İhtiyaç sahipleri ile çözüm sahiplerini eğitim, proje, etkinlik, danışmanlık ya da konferans seminer bazında buluşturmak.

Standart oluşturmak

Ama bu buluşmaları belli bir standarda oluşturarak sağlamak. O standardı herhangi bir çözüm sahibini ya da ihtiyaç sahibini belli bir noktaya getirmeden, Endüstri 4.0, dijital dönüşüm, yapay zeka ve buna benzer şeyleri hiç bir şeyi bilmeyen insana gidip ‘aaa size şu kadar milyar dolarlık donanım önerelim yazılım önerelim’ diyemeyiz. Ne bizim ne de bir üyemizin yapısı böyle değil ve olmayacak. Kim neyi hak ediyorsa, hangi aşamadaysa önce onun bir analizini, değerlendirmesini yapacağız. Ondan sonra ihtiyaç sahipleri ile çözüm sahiplerini buluşturacağız.

Telekom sektörünü ele alalım. Telekomünikasyonda belli bir gelişmişlik var dijital dönüşüm konusunda. Şimdi bu belli gelişmişliğin bir kısmı zaten alınan eğitimlerle elde edilmiş. O zaman yapılması gereken, sonraki aşamalara geçmek. Mesela etkinlik yapacağız, farkındalık yaratmaya, ekosistem farkındalığı yaratamaya çalışacağız. Ekosistem kurmaya çalışacağız. Proje yapmaya çalışacağız. O projeleri mikro boyuttan makro boyuta taşımaya çalışacağız. Onun ülkeye faydasını değerlendirmeye çalışacağız.

Yani bina yapmayı bilen müteahhite ne öğreteceksiniz? Mimariyi, kentsel planı öğreteceksiniz bu sefer. Çünkü o yapsatçı mantıktan kurtarıp, orada hangi dokuya uygun mahalleye kente uygun çözümler üretmeyi; su kaynaklarını, ağacı, çevreyi, dokuyu iyi bilen bir mantaliteye bir üst seviyeye getirmeniz lazım.

Bir de makro boyut var. Birincisi sadece bir kurumun kuruluşun değil, aynı zamanda kamunun, sektörlerin de topyekün ülkenin de gidişatına bakmanız lazım. Temelde eğitime yönelmek lazım. Bu işin eğitim temeli alt yapısı nedir, ona bakmak lazım. Ülke hangi parametrelere göre dijital dönüşüme girecek ve buradaki ölçme değerlendirme nasıl olacak? Dolayısıyla işte bunu bir Türkiye çapında Türkiye’nin dijitalleşme endeksine evriltmeniz, planlayıp ölçüm ve değerlendirme kriterlerini koymanız lazım. Ülke burada nasıl ilerliyor, kamu nasıl ilerliyor, herhangi bir sektör bireyler nasıl ilerliyor, bakıp buna göre nasıl eğitileceğini tespit etmek lazım. Bütün bunları planlayıp hayata geçirmek gerekiyor.

Her yelpazeden inter disipliner çalışmayı bilen belli hamurda bir insan ordusuna ihtiyacımız var. Ama bunu yaparken de bir yandan da kalifiye insan malzemesiyle yenilerini yetiştirmeniz lazım. Bunun için de akademisyenlere ihtiyacınız var. Kamu sektöründen insanlara ihtiyacınız var, planlayıcılara ihtiyacınız var. Biz belli bir misyonla yola çıktık. Herkesin kapısını çalıyoruz. Hem kapısını çaldıklarımız, hem de bize ihtiyaç için gelenlerin hepsine dijital dönüşüm konusunda çeşitli yöntemlerle onların sorunlarına çözümler getirecek süreci geliştirmeye çalışıyoruz.

Türkiye’de dijital dönüşüm

Türkiye’de umut var

Türkiye’nin şu anki yapısına baktığımızda zorlu ve çetin bir süreç var. Gerçekten yaklaşık 20-25 yıldan beri internet ve siber dünyanın içinde yoğrulmuş bir insan malzemesi var. Bunu toparlamamız lazım ve bir de şu anda yetişen şeyler var. Gerçekten asıl umudumun olduğu yepyeni bir kuşak var. Yani bu dijital dünyayı ciddi anlamda deneyimleyen buradaki deneyimlerin bizlerden çok daha iyi taşıyabilen ama birazcık üst kuşakla buluşması gereken üst kuşağa derdini anlatması gereken yeni kuşak var. Dolayısıyla bunlar arasında iyi bir köprü iyi bir sevk ve idare yaparsak bence ülkenin dijital dönüşüm anlamında çok ciddi umudunun olacağını düşünüyorum.

ismail_hakki_polat_rop_7

Meslek liseleri değişmeli

Eski sanayi çağının meslek okulları artık 21’inci yüzyılın meslek okullarına yerini bırakmalı. Sanayi çağındaki meslek okullarında öğretilen mavi yaka işlerin çoğunu artık robotlar yapacak. Endüstri 4.0 yada 4. sanayi devrimi denilen kavram içinde, dolayısıyla bu yapılırken aslında artık işin tornası tesviyesi ya da vidası sıkılması değil işin kodlaması tasarlanması geliştirilmesi ve uygulaması yapılacak. Şimdi bunu yaparken uygun meslek okullarının kurulması lazım. Sadece üniversite yada lise ya da ortaokul değil ilk kademeden itibaren kodlama daha sonra biraz daha ilerledikçe daha uygulama yani maker dediğimiz basamağa ulaşmış olmalı.

Hackerları sevmeliyiz

Makerlığın daha ileri aşaması hackerlıktır. Hacker kara kuşaklıdır. Medya bize hackerları kötülüyor. Ancak hacker bir sisteme dışarıdan bakıp oradaki farklılaşmayı görüp insanların faydasına daha onu farklılaştırabilen kişidir aslında. Hacker normalde dijitalleşmenin en üst kuşağı ve kara kuşağıdır.

Ama maalesef bizde banka dolandırıcısı milletin hesaplarını boşaltan tarzda bir anlamı ifade ettiği için hacker denildiğinde ürperiyoruz. Aslında tam tersi hackerlik sistemini hackerları teşvik etmemiz gerekiyor. Etik olarak bir işi farklılaştırıp insanların yararına olacağı şekle getirmemiz lazım. Hackerlar bunu yapıyor.

Yeni dijital kuşak yetiştirmeliyiz

Dijitalleşme kavramı içinde bizim yepyeni bir insan kuşağı yetiştirmemiz gerekiyor. Bunu da sadece endüstri 4.0 için değil yeni dijital dönüşümün bayraktarları olarak o bayrağı taşıyacak kuşak olarak yetiştirmemiz gerekiyor.

Ancak eğitim sistemimizde maalesef ders fetişizmi var. Örneğin 70’li yıllarda İngilizce öğrenmek gündeme geldi. Hemen bir İngilizce hamlesi başladı. Laboratuvarlar kuruldu özel kurslar açıldı. Fakat ne oldu sonunda, kimse İngilizce öğrenemedi. Çünkü işin temeline inilmedi. İşin temelinde İngilizcenin nasıl öğrenileceği sorusu sorulmadığı için direkt dünyadan kopya sistem olarak alındı. Eğitmen ordusu o işle ilgili bilinçlendirilmediği donatılmadığı için onlar hep böyle kısır kaldı. O kısır döngü içinde o yapılan yatırımların hepsi heba oldu.

Kodlama fetişizmi

Şimdi bu kodlama konusu da bu şekilde kutsanıyor, fetiş haline getiriliyor. Kodlama dersi konuldu okullara. Fakat bu işin nereye gideceğini o sorunu cevabını vermeden, eğitimi kim verecek sorusunun cevabını vermeden olmaz. O temel soruları sormadan, sadece 50 dakikalık kodlama dersi vererek bu yeni kuşağa bir fayda sağlayamazsınız.

Kodlama niçin yapılıyor, ona bakmak lazım. Sadece o kodu yazmakla, bitmiyor. O kodun çıktısına bakmak lazım. Hangi uygulamalar yapılıyor o çıktıyla. Mobil uygulama yapılıyorsa mobil uygulama kodlaması var. Kodlamaya yabancı dil gözüyle bakarsak, bu İngilizce öğrenmek gibi bir şey. Eğer bu kafayla kodlama işini ele alırsak, bu işte biz sadece bir sürü yatırım yaparız; istenilen sonucu alamayız. Burada ne yapmak lazım kodlamanın çıktısına bakma lazım. Kodlamanın çıktısı ne, uygulama. Uygulamanın çıktısı ne, düşünen farklı şeyler üreten insanlar yetiştirebilmek.

Tasarlayabilen bir sonraki aşamada kendisi tasarlayabilecek düşüncede, sorgulayabilen onları farklılaştırabilen bir insan kuşağı yetiştirmek gerekiyor.

Dolayısıyla onu modellemeden siz tamamen alırsanız Endüstri 4.0 ‘da Almanlar’a kazıklanırsınız. Ama onu öyle yapmayıp işin temelindeki doğru soruları sorar ve buna göre hareket ederseniz… Mesela İngiltere’de Apple okula gelmiş, alın size tablet demiş. Adamlar da ‘tablete benim neden ihtiyacım var, ben bilmiyorum ki. Sen biraz bekle, biz konuşalım’ demişler.

Yirmibirinci yüzyılda eğitim nasıl bir insan yetiştirmeli ve bu eğitimli insanı yetiştirmek için hangi yöntemler kullanılmalı. Yöntemlerden sonra hangi araçlar kullanılmalı burada nasıl bir kültür olmalı. Bütün bu soruları sorduktan sonra Apple’ı tekrar çağırmışlar. Bizim şöyle bir cihaza ihtiyacımız var diyerek ihtiyaçlarına uygun tanım ve tariflerle bir tasarımı ortaya koymuşlar.

İşte Fatih projesi yapılacaksa da böyle yapılmalı. Yani ilk başta o işin temel sorularını sormak lazım… Ondan sonra o işin sonunu çıktılarını Fatih Projesi’nin çıktıların düşünmek lazım. Ondan sonra devamında da o insan ordusunun nasıl yetiştiğinin ölçme değerlendirmelerle daha geniş perspektiften yapılmalı. Eğer yanılıyorsanız gittiğiniz yol doğru değilse de bir an önce oradan dönüp farklı bir vizyona sokulmalı. Aksayan yönler düzeltilmeli. Bütün bunların hepsi daha makro bir perspektiften bakarak, nereye gittiğimiz bilerek gitmemiz lazım.

ismail_hakki_polat_rop_2

İngiltere’nin 2020’de dijital ülke olma hayali

Bu yolda Almanya sayısallaşma konusunda ciddi önde. İngiltere ülke olarak endüstri 4.0 kavramını kullanmıyor Ama dijitalleşme konusunda çok daha büyük hedefleri var. Telekomünikasyon altyapısını her yerden 500 MB’lik veri alışverişi için fiber döşüyorlar. 2020 yılında dijital ülke olma hayalleri var. Bu gerçekleşirse dijital anlamda en çok iş yapabilecek ülkelerden olacak İngiltere. Dijital iş süreçlerini en yükseğe çıkartabilen ülke olmayı hedefliyorlar. İngiltere şu anda ilk beşte dijital ülke olma noktasında.

Orada da şu anda eğitimle ilgili ciddi tartışmalar var. alt yapıya çok yatırım yapıyoruz diyorlar. Aşağı yukarı 300 milyar fiber ve altyapısına yatırım yaptılar. Ama şimdi diyorlar ki, ‘makinaya çok yatırım yaptık, artık bu işi kültür haline getirilebilecek eğitim faaliyetlerine yatırım yapacağız’. Donanım ve altyapı çok iyi ama insan yapısını ilerletemedikleri için onu etkin kullanacak insan sayısı az. O yüzden sayıyı artırmaya çalışıyorlar.

Türkiye sanayisi dijital hayatın neresinde?

Genel olarak baktığımızda Endüstri 4.0 konsepti zaten yeni bir gelişme. Dünyada da 4 yıllık bir geçmişi var. İllaki Endüstri 4.0 yapacağız, diye de bir şey yok. Ama o işin lafzı neyse hedefi neyse o hedefe bakmak lazım. Genel olarak dünyada zaten endüstriyel robotlaşma var. Önemli olan şimdi bu robotlaşmanın internet ağına bağlanması.

Ali Rıza Ersoy’un ‘Siemens’te bu iş 20 yıl sürecek’ dediği de tıpkı İngiltere’deki gibi yaşanan süreç. Siz çözümlerini paketlersiniz, uygulamalarınızı geliştirirsiniz, altyapıyı hazırlarsınız ama onu kullanacak onunla baş edebilecek ve onu bir ileriye taşıyabilecek insan malzemesini yaratma süresi 20 yıl. Dolayısıyla bizim de dijital dönüşümün en önemli sorunu olarak gördüğümüz şey insan malzemesi. Bu konuda bütün ülkeler aynı sıkıntıyı yaşıyor.

İnsan malzemesi olarak Türkiye’ye baktığımızda, hani hep derler ya ‘sosyal medyada, internette çocuklar gençler çok vakit geçiriyor’. Bu bir negatif eleştiri olarak ortaya konulur. Aslında bunlar bir avantaj. Cepten uygulama açabilme, ülkedeki akıllı telefon sayısı, veri kullanımı önemli. Yeni konsept şu: ‘veri 21 inci yüzyılın yakıtı, benzini’. 20 yüzyılda fabrikaların yakıtı benzindi, akaryakıttı. En büyük hammadde buydu. Şimdi siber dünyada hammadde girdisi veridir.

GSM şirketlerine düşen görev

Türkiye’de şu anda 4.5G ile gelen alt yapı yatırımında veri kullanımını artırmamız lazım. Bu veri kullanımını artırdıktan sonra buradaki tüketim oranını azaltmak gerekiyor. Yani tamamen eğlence ile ilgili olanı azaltıp üretimle ilgili yazılım, kodlama nasıl yapılır, nasıl tasarlanırsa geçmek lazım. Bizim telefon operatörlerine bakın, hepsi veri paketi satmanın derdinde. Bu veri paketini sen milletin müzik indirmesi video izlemesi için satıyorsan, ülke için son derece faydasız bir iş yapıyorsun. Tamamen bilançonu karlı hale getirecek ama ülkenin karlılığı için işlevsel bir şey yapmıyorsun.

ismail_hakki_polat_rop_6

Yeni öğrenme metodları

Oyunlaştırarak öğrenim metodları geliştirilmeli. 50 dakika herkesi sınıfa hapsetmekle değil, öğrencilere oyun kurgusuyla öğreten yeni bir anlayış var. Şu anda bu yönlü eğitici ordusuna ihtiyacımız var. Halen var olan eğitici kitleden, eğitimin gerçek temel değerlerini alıp onun üzerine bu yeni kuşağın saikleri ile sentez yaparak yeni bir eğitim modeli belirlememiz gerekiyor. İşte bunlar Endüstri 4.0 ‘da da, nesnelerin internetinde de başarılı olacaklar. Üretim ve hizmet sektörlerini hem rekabette uluslararası küresel rekabet gücü sağlayacaklar hem verimlilik ve katma değer sağlayacaklar. Bu katma değer ülkeye faydalı kültür ve zenginlik olarak dönecek.

Kodlama yazılımı dersi tartışması

Sosyal medyada şu anda ‘bilişim öğretmenleri kodlama eğitim dersleri versin’ kampanyaları var. Ben de diyorum ki ‘sadece kodlama yetmez. Onun ötesinde sosyal bilimlerle daha iç içe bir dijital dönüşüm okuryazarlığı vermemiz lazım.’ Böyle deyince de hemen tu kaka ilan ediliyorum. Sosyal medyada hedefe konuluyorum. ‘Sen bilişim öğretmenlerini dikkate almıyor musun?’ diyorlar. Ben diyorum ki bu haliyle bu dersin verilmesine karşıyım. Böyle olursa da kodlama derslerinin akıbeti de Fatih projesine döner.

Eğitim öğretimde yeni metodlar şart

Eskiden biliyorsunuz deneme liseleri vardı. Oradaki çıktılar ölçüm değerlendirmeler yapılır sonra diğer liselerde yaygınlaştırılırdı. Şimdi de benzer yapıya ihtiyaç var. Ama bu deneme liselerinin gerçekten çok farklı bir eğitim modelini uygulaması lazım. Gerekirse sınıfı, okul binasını ortadan kaldıracaksınız. Ellerindeki tabletin hakkını veren, bunu yaparken de hareket halindeki öğrenim tespitlerini değerlendirerek, içeriği nasıl tükettiklerini gözleyerek sonuca ulaşmalıyız. Hem öğretmenin hem idarenin hepsinin bir şeyler öğrendiği yeni bir metod geliştirmek lazım burada. Dünyada da henüz böyle ileri bir şey yok. Bu yüzden de aslında önümüzde bir örnek yok ve biz bunu yapamayız, korkmamıza da gerek yok. Tam tersine herkesin aynı noktada olduğu yerde bu bir fırsattır.

İki ay kadar önce ilginç bir gelişme oldu. Dünyanın en önemli teknoloji okulu olan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde sosyal bilimler enstitüsü başkanı ‘burada yapamadığım şeyi yapmak üzere istifa ediyorum. Sınıfsız, binasız, okulsuz yeni bir eğitim anlayışında araştırma yapıyorum’, dedi. Bir fonla anlaşmış. Tamamen farklı hani radikal biçimde farklı konsept geliştiriyor. Düşünün MIT gibi bir yerde bu işi yapamadığından şikayet ederek ayrılan ve yepyeni ufuklara yelken açan bir anlayış var. Bizim bu konuda araştırmaları denemeleri teşvik etmemiz lazım. Otuz tane yaparsınız bir tanesi tutarsa dünyada ileri gidersiniz. İşte bu anlayışla bakmak lazım.